Saanen Keçi Irkı Hakkında Bilgi (Capra aegagrus hircus)

DSC_3311

Dünyada en bilinen süt keçisi ırklarını Saanen, Nubian, Toggenburg, LaMancha, Oberhasli ve Alpine olarak sıralamak mümkün.   İsviçre kökenli Saanen keçileriyse, kokusu olmayan sütleri ve yüksek süt verimleri için üretilir.  Türkiye’ye gelişi 1970’lere dayanır.

Süt keçi türleri içinde en cüsseli hayvan olan Saanen ırkında dişiler ortalama 60-65kg civarında 75-80 cm yüksekliğinde olur. Sütlerinin yağ oranı ortalamada %3-4 arasında değişir. Saanen keçilerini diğerlerinden ayıran en belirgin özellikse dik, ileriye dönük orta büyüklükteki kulaklarıyla profili düz kafalarıdır.   Genellikle kısa tüylü, bembeyaz veya bazen çok açık kahverengindedirler.  Açık renkleri nedeniyle de doğrudan güneş ışığına karşı hassastırlar.  Kulak, meme, burun ve gözkapaklarında genellikle siyah lekeler olur. Dişi Saanen keçisinin boynu ince ve uzun; tekesinin boynu ise nispeten kısa ve kalındır.  Ortalama 10 sene yaşayan Saanen keçilerinde her iki cinste de sakal bulunabilir.



Süt Keçisi Irklarının Süt Verim Bilgileri
Cinsi Ortalama Süt Üretimi (kg/laktasyon) Süt Üretim aralığı (kg/laktasyon) Yağ (%) Protein (%)
Alpine 1,025 360-2,400 3,4 2,9
LaMancha 950 335-1,950 4,0 3,2
Nubian 825 250-1,900 4,9 3,7
Oberhasli 970 420-2,000 3,9 2,9
Saanen 1,170 275-2,500 3,3 2,9
Toggenburg 950 430-2,000 3,2 2,7
Kaynak: American Dairy Goat Association, Tragos Çiftliği 

Yumuşak karakterleri, uyumlu yapıları sayesinde sürü olarak yönetilmeye çok uygun bu cana yakın, neşeli, komik hayvanlar yüksek süt verimleriyle dikkat çekerler.   Yağmurla ve rüzgârla araları iyi değildir.  Rutini çok seven Saanen keçileri sağım sistemine çok uygundur.


DSC_1875

Laktasyon süresi bir yılda 275 ve 330 gün arasında değişir.  Saanen keçilerde sütün zirve yaptığı ve beslenmenin kritik önemde olduğu dönem, doğumu izleyen 4. ve 6. hafta arasında.   Tabi hep vurgulamak önemli; bir keçinin ürettiği sütün miktarı ve kompozisyonu keçinin ırkına bağlı olsa da, beslenme de fazlasıyla belirleyici.  Yedikleri bitkiler konusunda son derece seçici olan bu dört mideli geviş getirici hayvanların sindirimi iki aşamada gerçekleşir.

Saanen tekeler ergenliğe 4-8 ay arasında ulaşırken, dişilerde bu süre 7-10 aya uzar.  Doğumlarında ikizlik oranı yüksek olur.  Oğlaklar 3-5 kg arasında doğarken, iki ayda 13-15 kg’a, 5-7 ay arasında da 25-35 kg’a ulaşırlar.

Türk Saanen’ini ürettiği tescillenen hastalıktan ari Tragos Çiftliği olarak, sürümüzün hayvan başına laktasyon verimi ortalamada yaşına göre 800-1000 litre arasında değişir.

TRAGOS ÇİFTLİĞİ SAANEN SAĞMAL KEÇİLER TRAGOS ÇİFTLİĞİ SAANEN TEKELER
DSC_3308 DSC_3489
Kaynak: Tragos Çiftliği 

Yüksek Verimli Saanen Keçilerde Besleme

Seçilen nitelikli damızlık keçilerimizden maksimum fayda elde etmek için bu yüksek verimli keçilerin ihtiyacını karşılayacak doğru besleme sisteminin kurulması gerekir.   Doğumu izleyen günler, sütün “peak” (zirve) yaparak laktasyonun bütününü belirlediği 45.-90. gün arası beslenme, orta laktasyn dönemi aşım dönemi, sütten kesim ile doğuma hazırlık dönemleri ana dönemeçler olup; her birinde ayrı beslenme uygulamaları gerekir. Laktasyon dönemindeki enerji gereksinmesi, yaşama payı, aktivite payı ve süt verimi için ihtiyaç duyulan enerji miktarları ayrı ayrı değerlendirilerek hesaplanır.

Yüksek verimli süt keçilerinde besin madde açısından en kritik dönem doğumdan sonra laktasyonun pike ulaştığı dönem.  Çünkü yem tüketimi ancak laktasyon pike ulaştıktan sonra maksimuma ulaşır; yem tüketimi laktasyonun bu döneminde %30-40 artar ve 6-10 hafta arasında maksimuma ulaşır.

Bilinçli ve dengeli beslenme programı, hem sağlıklı, hem verimli, hem de ekonomik çalışan bir çiftlik için kritik konuların başında gelir.  Rasyonun tümü hesaplanırken, keçilerin süt verimleri, canlı ağırlıkları ve dönemsel ihtiyaçları mutlaka dikkate alınır; keza, rasyon hesaplaması yapılırken, “eksik” beslenme kadar “ihtiyaç fazlası” beslenme de hayvanlar üzerinde önemli verim kayıplarına ve beslenme kaynaklı hastalıklara neden olabilir.


beslenme Kaynak: Tragos Çiftliği 

Süt keçileri her gün bedenlerinin kabaca %5’i kadar besin tüketirler.  Besinlerden sağladıkları enerjinin önemli bir kısmını süt üretmek için kullanırlar.  Süt üretmek için gereken enerji ve protein, hububat ağırlıklı konsantre fabrika yemi ile kuru ottan elde edilebilir.  Konsantre yemin enerji ve protein değerleri yüksek olduğu gibi sindirimi de hızlıdır.

DSC_3325

Süt keçilerinin en önemli besin kaynaklarından biri de sudur.Keçiler süt üretme sürecinde suya ihitiyaç duyduklarından önlerinde sürekli bol miktarda taze su bulunmalıdır.

Mineraller de keçilerin diyetinde önemli yer tutar.  Keçinin konsantre yemine eklenmesi gereken en önemli mineraller kalsiyum, fosfor ve sodyumdur.

Keçiler selülozla beslenirler.  Selüloz, içinde lif ve sindirilebilir düşük enerji içeren besin maddeleridir.

Keçiler, sindirim sistemleri açısından koyun ve ineklere göre bazı yapısal farklılıklar gösterir.

Bunların başlıcalarını sıralayalım:

  • Kaba yemler ve meralardan faydalanma yeteneğinin yüksek olması,
  • Sindirim sistemi içerisinde yemlerin kalma süresi,
  • Günlük yem tüketimlerinin canlı ağırlıklarına oranı,
  • Enerji metabolizmalarının aktifliği,
  • Günlük hareket ve aktivite düzeyleri.

Bu özellikleri sayesinde süt keçilerinin beslenmesinde “kaba yemlerin” kalite, çeşitlilik ve tüketim yöntemi, keçilerin sağlık, verimlilik ve beslenme maliyetleri üzerinde önemli etkiler yaratır.

Kısacası, süt keçiciliği yapmak isteyenler, en iyi ırk hayvanı satın alsa bile, keçilerin Besin Madde İhtiyaçları konusunda gerekleri yerine getirmezse, elindeki sürünün yüksek verimine ulaşması mümkün olmaz.

BESİN MADDE İHTİYAÇLARI:
  • Kuru Madde İhtiyacı (KM):
KM yem ihtiyacı, öncelikle keçinin canlı ağırlık (CA) daha sonra hayvanın içinde bulunduğu fizyolojik duruma göre şekillenir.  Örneğin laktasyonda (süt veren) bir keçi canlı ağırlığının %5-7’si aralığında KM tüketirken; bu oran kuruya çıkmış bir hayvanda %3-5’e kadar düşer.

Laktasyonda yem tüketimi, canlı ağırlık ve süt verimindeki değişim
beslenme2
Kaynak: INRA, 1989, Tragos Çiftliği 


  • Enerji İhtiyacı(KE):

Keçiler için en önemli enerji kaynağı bitki liflerinin parçalanması ve yoğun yemlerdeki nişasta ve yağların oksidasyonu ile elde edilir.

Beslenmede enerji açığı sürekli hale gelirse, süt veriminin düşmesine neden olur.  Laktasyonun başlarındaki keçilerin daha yüksek enerji ihtiyaçları bulunur.  Soğuk havalarda ileri gebe ve laktasyonun başındaki keçilere enerji desteği yapılması önemlidir.


  • Protein İhtiyacı (P):

DSC_2149

Protein beslenmedeki temel nitrojen kaynağı olarak canlılarda hücre ve doku oluşumunu sağlar.  Keçinin büyümesi, süt üretmesi, hastalıklara karşı direnç geliştirmesi, üreme ve genel olarak sağlıklı kalması için beslenmesinde protein vazgeçilmez bir maddedir.  Herhangi bir besinin içindeki amino-asit oranı anlamına gelen “protein kalitesi” yüksek süt verimine sahip keçilerde çok önemlidir.  Ancak, rasyonun en pahalı kısmını oluşturan proteinin fazlası da, kimyasal enerjisi açısından okside olacağından ve içindeki nitrojen böbreklerle atılacağından, keçinin günlük ihtiyacından fazla protein vermek önerilmez.


Keçilerin günlük protein ihtiyaçları süt üretme döneminde en yükseğe çıkacak şekilde kuru maddenin %12’si ve %18’i arasında değişir.

Üre ve diğer NNP’ler (protein olmayan nitrojen ürünler), rumendeki mikroorganizmalar tarafından proteine çevrilebilse de, keçilerde bu ürünleri içeren besinlere adaptasyonun zayıf olması nedeniyle önerilmez.



60-70kg’lık bir Keçi için gereken günlük Enerji ve Protein
  Metabolik Enerji Ham Protein
  (Kilocalori) (gr)
Yaşama Payı 2,000-2,250 80-90
Yaşama Payına Ek:    
Gebelik İlk Dönem 400-500 20-25
Gebelik Son Dönem oğlak sayısı x (1,250-1,350) oğlak sayısı x (60-70)
Süt Üretimi (1 litre ve %4 yağ için) 1,250-1,500 70-80
Kaynak: Tragos Çiftliği

  • Mineral Madde İhtiyacı:
  1. Makro Elementler:
Kalsiyum (Ca); Sodyum (Na); Klor (Cl); Magnezyum  (Mg); Fosfor (P); Potasyum (K); Kükürt (S).
  • Kalsiyum:

Kalsiyum, gebeliğin son dönemi ve doğumun hemen ertesi (özellikle çoklu doğumlarda), süt üretimi ve oğlakların kemik gelişimleri sırasında çokça ihtiyaç duyulan bir mineral.  Laktasyondaki keçilerde Ca ve P yetersizliği olduğunda başlangıçta keçi süt verimi etkilenmeksizin bu elementleri vücut rezervlerinden karşılayabilir.  Ancak yetersizlik uzarsa süt verimi düşer. Eksikliğinde doğum felci olarak da bilinen Hipkolsemi ortaya çıkar. Rasyonda Kalsiyum/Fosfor oranı 2:1 düzeyinde olmalı.

  • Fosfor:

Kızgınlık döngüsü, üreme performansı, eşeysel olgunluğa ulaşma ve kalsiyum emilimine etkisi açısından önemli bir mineral.  Fosfor hem yumuşak doku, hem de kemik doku gelişimi için gerekli. Yetersizlik gelişimi yavaşlatır, iştahı düşürür. Fosfor yetersizliği de birkaç hafta süre ile hayvanın vücut rezervlerinden telafi edilebilir. Ancak uzun süreli yetersizlikler süt verimini düşürür.

DSC_1644
  • Sodyum:

Tuz (NaCl) hayvanlara sağlanan en yaygın mineral;  keçiler hem Na, hem de Cl gereksinim duyarlar.  Serbest olarak tuz verilmesi halinde keçiler genellikle gereksinmelerinden daha fazla tüketseler de keçilerde herhangi bir olumsuzluk yaratmaz.

  1. Mikro Elementler:
Demir (Fe); Bakır (Cu); Kobalt (Co); Çinko (Zn); Selenyum (Se); Molibden (Mo); İyot (I); Flor (F)
  • Selenyum:

Ülkemiz topraklarının mineral açıdan yetersiz olması keçilere mutlaka selenyum takviyesi yapılmasını gerektirmekte.  Büyüme ve döl verimi üzerinde önemli rol oynayan selenyum, rasyona ilave edilebilir; ya da gebelik son dönemde anneler ve doğumdan hemen sonra oğlaklara aşı olarak da yapılabilir.  Eksikliği oğlaklarda Beyaz Kas Hastalığı’na neden olabilir.

  • Vitamin İhtiyacı (A, D, E, K ve B Kompleks):

Keçilerin büyümek, gelişmek, verimli olmak için besin maddelerinin yanında vitaminlere de ihtiyaç duyarlar.  Konsantre yemlerle beslenen keçiler bu ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılar.  Ancak, oğlaklar ve yüksek süt verimine sahip keçiler için ek vitamin takviyesi gerekebilir.

  • Su İhtiyacı:

Keçilerin metabolik faaliyetlerinin gerçekleşmesi ve süt üretebilmeleri için su hayati önem taşır.  Normal vücut dokuları yaklaşık %60 su içerir. Sıcak koşullarda (30°C dan yüksek) keçilerin su tüketimi önemli miktarda artar.  Ürettikleri her 1 litre süt için 2 litre; keçinin yaşamsal faaliyetlerinin devamı içinse günde 4-5 litre suya ihtiyaçları var.  Tüm besin maddeleri yeterli ve dengeli verilse bile, keçi yeterli suyu tüketmezse, süt verimi mutlaka düşer. Bu nedenle su kaynaklarının yeterli miktarda, erişimi kolay yerde ve temiz olması çok önemli.  Ayrıca tükettikleri suyun özellikle gebeliğin son döneminde aşırı soğuk olması anaçlarda oğlak atmalara; oğlaklarda ise ishallere neden olabileceğinden çiftliklerin bu konuya dikkat etmeleri gerekli.

DSC_3332

Yüksek Verimli Damızlık Oğlak Besleme

Yüksek süt verimli sağmal keçi üretimi, sağlıklı ve damızlık niteliği yüksek oğlakların doğumu ile başlar.

Oğlak sağlıklı ve yeterli canlı ağırlıkla dünyaya geldikten sonraki 60 günlük süre; kolostrum alımı, süt-mamaya alışma, sindirim faaliyetlerinin başlaması, kaba-kesif yeme alışma, bağışıklık sisteminin oluşması, hızlı ağırlık artışı göstermesi gibi tüm yaşamını etkileyecek konuları içerdiği için büyük titizlik gerektirir.

Bu süreçleri sağlıklı bir şekilde geçirip 60. gününe ulaşan oğlaklar gereken ek sağlık koruma aşıları da yapılmak suretiyle bağışıklıklarını büyük ölçüde kazanırlar.  Artık çok hızlı bir gelişme potansiyeline sahip hale gelirler.  Doğumunu izleyen 60. günden sonra kaba-kesif yeme tamamen geçiş yapan oğlaklar, hem ihtiyaçlarına hem de yem kaynaklarından yararlanma oranlarına göre hazırlanan rasyonlarla beslenirlerse 7. ve 8. ay itibarıyla 40-45 kg canlı ağırlığa (CA) ulaşırlar.  Bu da onları çiftleşmeye uygun hale getirir.

DSC_2154

Bu süreçleri sağlıklı bir şekilde geçirip 60. gününe ulaşan oğlaklar gereken ek sağlık koruma aşıları da yapılmak suretiyle bağışıklıklarını büyük ölçüde kazanırlar.  Artık çok hızlı bir gelişme potansiyeline sahip hale gelirler.  Doğumunu izleyen 60. günden sonra kaba-kesif yeme tamamen geçiş yapan oğlaklar, hem ihtiyaçlarına hem de yem kaynaklarından yararlanma oranlarına göre hazırlanan rasyonlarla beslenirlerse 7. ve 8. ay itibarıyla 40-45 kg canlı ağırlığa (CA) ulaşırlar.  Bu da onları çiftleşmeye uygun hale getirir.

Oğlak Maması ile Büyütme

DSC_1769

Dünya genelinde entansif (kapalı sistem) keçi yetiştiriciliği yapan pek çok çiftlikte kullanılan bu sistem, Tragos Çiftliği’nde de 2013’ten bu yana kullanılıyor.

Bu yöntem ile büyütmede, yeni doğan oğlaklar bağışıklık sistemleri için yaşamsal önemdeki kolostrumu (ağız sütü) annelerinden doğumlarını izleyen saatlerde almalarının ardından; ister 3-4 gün anneleriyle doğum bölmesinde tutulduktan sonra, ister kolostrumun alımını izleyen saatlerde annelerinden ayrılırlar.  Ayrılan oğlaklar önce 15-20’şerli grupların bulunduğu oğlak “büyütme” bölmelerine transfer edilirler.

Bu bölmede, öncelikle oğlaklar emziklere alıştırılır ve her oğlağın emziği kendisinin bulması sağlanır.   Öğrenme/alışma sürecini tamamladığından emin olunan oğlaklar canlı ağırlık ve aktivitelerine göre 40-50 oğlaklık “geliştirme” bölmelerine aktarılırlar.

Geliştirme bölmelerine aktarılırken, oğlakları erkek-dişi ayrımına tabi tutmak da önemli.  Cinsiyete göre yapılan bu ayrım, daha hızlı gelişen ve baskınlık gösteren erkek oğlaklarla; gelecekteki süt verimleri hayatlarının ilk dönemindeki beslenme ile orantılı olan dişilere, yem tüketme açısından eşit fırsat verilmesini sağlar.

Dişi ve erkek oğlak bölümlerinde mama emziklerine ek olarak, ilk haftadan itibaren kaliteli fiğ, yulaf, çayır otu ile oğlak başlangıç yemi devamlı olarak bulundurulması da oğlakların ileride tüketecekleri besinden maksimum fayda almalarını sağlayacak rumen gelişimi açısından çok önemli.

Oğlakların mama tüketimi, 4. ve 5. haftalarda günde 2 litre çözelti (300 gr toz mama) ile maksimum seviyeye ulaşır.  Bu dönemden sonra belli bir program dâhilinde mamanın yoğunluğunu azaltılarak doğumu izleyen 60. günde tamamen kaba-kesif yeme geçilir.

DSC_1515

Bu tür “mekanik besleme”, çiftliklere farklı açılardan birçok avantaj sağlar:

  • Mekanik besleme çiftliklere karlılığı açısından önemli bir avantaj sağlar. Laktasyonun başlangıcındaki değerli sütün eşdeğer nitelikli; ancak, süte göre daha ucuz mamayla ikame edilmesi; çiftliklere daha çok sütü daha uzun bir süre boyunca satma olanağı sunar.

  • Bu şekilde mekanizasyon ile oğlak büyütmedeki kritik noktalardan en önemlisi, makine ve emziklerin düzenli olarak dezenfekte edilmesi. Burada gereken hijyen koşullarının sağlanması emzirme sırasında annelerden oğlaklara bulaşabilm e riski olan pek çok hastalığın oluşmasını ve yayılmasını da engellemeye yardımcı olur.  Bu yönüyle, mama makinesinde oğlak büyütme, analı büyütmede karşılaşılabilecek hastalık risklerini de büyük ölçüde ortadan kaldırır.

  • Mama makinesiyle mekanik oğlak beslemenin diğer önemli avantajı da oğlakların sıcak ve konsantrasyonu ayarlanan mamaya sürekli olarak ulaşabilmesi. Nitelikli bir mama kullanılması halinde mekanik beslemenin her oğlağa eşit ve ihtiyaç duyduğu kadar, ihtiyaç duyduğu zamanda mama sunması; oğlakların gelişme potansiyellerini tamamen kullanmalarını sağlar.  Aşırı süt emmeye bağlı ishallerin önüne geçer.  Bu sayede ishale bağlı kilo kayıplarının önüne geçilerek damızlık kalitesi de maksimuma ulaşır.  Üstelik mekanik beslemede canlı ağırlık artışının hızlı olması sayesinde oğlaklar erken eşeysel olgunluk gösterir.

  • Mekanik beslemenin önemli avantajları arasında işgücü ihtiyacını düşürmesi de var. Oğlakların öğrenme süreci tamamlandıktan sonra birbirine denk düşen gruplar halinde konumlandırma yapılması oğlaklar için ayrılması gereken işgücü saatini minimuma indirir.  Sağlıklı ve mama makinesine alışmış bir oğlak grubu için gün içerisinde yapılması gereken tek işlem, emzik ve makin enin gündelik dezenfeksiyonu ardından, belirli aralıklarla gözlem ve tüketim uyarısı yapmak.
  • DSC_3451

SAANEN IRKI OĞLAKLARDA GELİŞİM GRAFİĞİ

oglak-beslenme Kaynak: Zir. Müh.Nihat Öztürk, Tragos Çiftliği

Çiftliklerde Biyogüvenlik Nasıl Sağlanır?

Sürüyü oluşturan hayvanların sağlığını korumak için bulaşıcı hastalıkların hem çiftlik içinde, hem de çiftlikten çiftliğe yayılmasının engellenmesine “Biyogüvenlik” denir. 

 

Bulaşıcı hastalıklar, hayvandan hayvana; hayvandan insana ve/veya malzemeden hayvana bulaşan hastalıklardır.    Bu tür hastalıklar çok dirençli olabilir.

DSC_1840
  • Sürüdeki hayvanların sağlığını tehdit eden herhangi bir hastalık aynı zamanda çiftliğe ekonomik açıdan da zarar vereceğinden önemli bir tehdit olarak algılanmalı.

  • Bulaşıcı hastalıklar birçok şekilde hayvandan hayvana taşınabilirler. Kıyafet, ayakkabı, iğne, malzeme, böcekler, yem, su, yıkanmamış eller gibi kirli olan herşeyi “bulaşmış” kabul etmek gerekir.

Keçiler yaşamak için temel bakım ve beslenme ihtiyaçları karşılandığında yüksek verim sağlayan dost canlısı hayvanlarıdır. Rutini severler.  Sürü içinde problemler genellikle üreme dönemlerinde yaşanır.  Ancak sorun olabilecek önemli bulaşıcı hastalıkların varlığı ve bazı hastalıkların insana da bulaşabilecek olması çiftliklerde sistemli ve detaylı bir sürü sağlığı yönetimini gerektirir.

Sürüyü yönetmenin ve korumanın genel çerçevesi:
  • Hayvanların barınaklarının kuru ve temiz olması genel kural olarak kabul edilmeli.

  • Hasta hayvanların sağlıklılardan mutlaka ayrılması gerekir; bunun için bir karantina bölümünün çiftliklerde mutlaka olması önemli.

  • Sürüye yeni eklenen tüm hayvanları diğerlerinden en az 21-30 gün boyunca ayrı tutulması olası hastalıkların kuluçka dönemi sonrasında sürüye bulaşmadan yakalanması açısından gerekli.

  • Sürüdeki hayvanlara etrafta sıklıkla görünen hastalıklara göre aşılarının yapılması düşünülmeli.

  • Sürüye yeni eklenen hayvanları da çiftliğin aşı programına uygun şekilde aşılamaya başlamak gerek.

  • Kullanılmış, kirli iğneleri bir hayvandan başka bir hayvana kullanmammak; yerine her hayvan için temiz iğne kullanmak çok önemli.

  • Aşı veya ilaçlama malzemelerinin kullanım aralarında temizliği atlanmamamalı.

  • Sürüye yeni eklenecek hayvanların hastalıktan ari olarak bilinen çiftliklerden alınması gerekli.

  • Yem alımlarının da güvenilir kaynaklardan sağlanması önemli.

  • Özellikle birçok çiftliği dolaşan veterinerler dâhil çiftliğe gelen herkesin temiz kıyafet, temiz ayakkabı ve temiz malzeme kullanması şart. Çiftliğe dişarıdan ziyaretçilerin mümkün olduğunca az gelmesine de dikkat edilmeli.

  • Ziyaretçilerin ayaklarına çiftlikler için satılan naylon poşetlerden geçirmeleri ve ayakkabıların hergün tazelenen dezenfektan banyosundan veya kireç havuzundan geçirilmesi şart.

  • Her keçinin kulağında veya ayağında kimliğini belirleyen kayıt küpesi veya bantının olması sürü yönetimi açısından çok önemli.

  • Her alınan, her satılan, doğuran veya ölen hayvanın kaydı yapılmalı; hayvanlara yapılan aşılar; geçirdikleri hastalıklarda verilen ilaçlar bu kayıtlara eklenmeli. Çiftleşme tarihleri, çiftleştirme detayları da bu kayıtlara yazılmalı.

  • Çiftliğin sınırları her zaman dışardan hayvan girmesine engel olacak şekilde sağlam tutulmalı.

  • Günlük rutin içinde önce sağlıklı hayvanlara, daha sonra hastalıklı hayvanlara bakım yapılmalı.

  • Sıradışı durumlarda, hastalıklarda, ölümlerde mutlaka veteriner ile temasa geçilmeli.

  • Laboratuvar tahlili mutlaka kullanılması gereken bir yöntem.

  • Aşıların prospektüste yazıldığı şekilde uygulanması şart.

  • DSC_3891
  • Ani zayıflama, günlük yaşamdan sapmalar, sürüden ayrı durma, sürünün gerisinde kalma, yürüyüşte değişiklik, dışkı kıvamında değişiklik, hayvanda görülebilecek herhangi bir akıntı kesinlikle dikkate alınmalı, bu yönden gözlem yapılmalı.

Keçi Barınakları Nasıl Olmalı?

Süt keçilerinin sağlığını ve dolayısıyla maksimum verim elde etmek üzere refahını kormak için doğru keçi barınağı kurmanın aslında dört temel unsuru bulunur:


  • Kurulan barınağın temiz hava alması, havalandırmanın yeterli olması ve tavan yüksekliğinin idrar yoğunlaşmasını engelleyecek yükseklikte olması.
  • Keçilerinin ayak bastıkları, dinlendikleri yerlerin kuru ve temiz olması.
  • Yemlik ve sulukların sağlam, keçi dışkılarının giremeyecek yükseklikte inşa edilmiş olması. Keçilerin sürekli iyi kalitede suya ulaşmaları sürü sağlığı ve süt üretimi açısından kritik önemde.
  • Barınakların yer seçimi ve iç düzenlemesi en az işçilikle sağlanacak en fazla temizliği hedeflemeli.

DSC_1861

Süt sağım alanının keçi barınaklarından ayrı olması gerekir. Sağım alanında yerin fayans olması temizliğin daha kolay yapılmasını sağlar. Yeni sağılmış ılık sütün içindeki bakteri sayısı kısa sürede hızla artarak sütün kalitesini bozmaya başlayacağından, sağılan sütü el değmeden +4 derecede tutacak soğutma tankına yönlendirilmesi önemlidir.

Özellikle havanın 5 derece ve altına indiği iklimlerde keçilerin ve oğlakların soğuktan; özellikle rüzgârdan korunaklı barınaklara ihtiyacı olur.


Beslenmeye Bağlı Hastalıklar

Oğlaklarda Doğum Sonrası Beslenmeye Bağlı Hastalıklar Nelerdir?


DSC_3461
  • Ağız Sütü (Kolostrum) Eksikliği:

Yavruların doğumun hemen ardından ağız sütü (kolostrum) içememeleri, az içmeleri veya ağız sütünün içerik olarak yetersiz olması sonucunda ölmeleri ile ortaya çıkan bir problem.  Doğumun hemen ardından annenin yavruları kurutması sonrasında ağız sütünün yavrular tarafından alındığından emin olmak çok önemli.  Gözlem yapılabi leceği gibi yavuruyu tutarak ilk sütü memeden emdirmek gerekebilir.  Veya gerekirse başka yeni doğum yapmış bir anneden elden/biberondan içirilmeli.  Doğumda ölen, doğum sonrası yeterli sütü olmayan annelerin yavrularına kolostrum vermek için, dondurulmuş bir miktar ağız sütünün çiftlikte doğum zamanlarında bulundurulması yararlı olur.

Doğumdan yaklaşık bir ay önce annelere yapılacak septisemi aşısı yavruların da korunmasını sağlar.

  • Beyaz Kas Hastalığı:

Yavrularda kasların bozulması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.  Yavrular zayıf, topal ve kambur olurlar. Kalp kası da etkilendiği için çoğunlukla ölümle sonuçlanır.  Selenyum ve E vitamini eksikliği sonucunda ortaya çıktığı için, annelere bu birleşimi içeren enjeksiyonların doğumlarına 15-20 gün kala yapılması ile önlenebilir.  Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde annelerin yemlerine E vitamini ve Selenyum katılması da faydalı olur.

  • Beslemeyle İlgili İshaller:

Oğlaklara doğumdan sonraki dönemde uygulanacak besleme programında kullanılacak yem kaynakları oğlağın sindirim sistemindeki gelişim ve değişim göz önünde bulundurularak seçilmeli.  Bu nedenle ani ve içerik açısından dengesiz/homojen olmayan (örenğin yonca yaprağında %35, sapında %5 protein bulunması gibi) yem tüketimine bağlı olarak oğlaklarda ishal gelişebilir.  Rumen gelişimi henüz tamamalanmadığından yoğun yonca tüketimi fazla protein içererek oğlaklarda ishale neden olabilir.  Benzer şekilde yüksek enerji içeren tane mısır gibi besin kaynakları da ishal ile sonuçlanabilir.   Ayr ıca; kötü kaliteli yemler, yem değişiklikleri, zehirli otlar, mikroplu sular da ishale sebep olabilir.  Bol sıvı ile birlikte ishal kesici, ishalden kaybedilenlerin yerine getirilmesini sağlayıcı tozlar içirilmeli.

Keçilerde Besleme ile İlgili Metabolizma Hastalıkları Nelerdir?

  • Gebelik Toksemisi/Ketosis:

Keçilerde karbonhidrat ve yağ metabolizmasının bozukluğunun bir sonucu olarak genelde gebeliğin son 4.-6. haftalarında ortaya çıkan bir hastalık.

Özellikle çoklu doğum yapan annelerde gebelik döneminde aşırı yağlanma; enerji ihtiyacının karşılanamaması; rasyonun enerji/protein dengesinin kurulamaması ve aşırı protein/NPN’li (proteinin yapısında olmayan üre gibi azotlu madde) maddeleri içeren yemlerle besleme nedeniyle ortaya çıkar.

DSC_3313

Bu gibi durumlarda yem ile alınan gıda maddelerinin sindiriminden elde edilen glikoz annenin ihtiyaçlarını ve oğlakların gelişimini karşılamada yeterli olmaz.   İhtiyacı karşılamak için önce karaciğer rezervleri harcanır; arkasından da bedensel yağlardan glikoz sentezi işler hale gelir.  Bunun da yeterli olmamaması halinde kandaki glikoz miktarı düşer; kanda ve idrarda keton cisimler bulunur; hayvanın soluduğu hava aseton/amonyak kokar.  Dışkı yumuşak, kahverengi-yeşil ve kokuludur.

Aşırı protein yönlü yem kaynaklarının kullanımı sonucunda mikrobiyal aktivite nedeniyle rumende amonyak konsantrasyonu yükselmekte; rumende tutulamayan fazla amonyak karaciğere taşınıp üre sentezinde kullanılmakta.   Karaciğerin üre sentez kapasitesi aşıldığında ise amonyak tüm vücuda yayılarak zehi rlenmeye yol açmakta.

Aşırı amonyak üretimi, rumen Ph’sının yükselerek zararlı bakterilerin sindirim faaliyetlerinin durmasına neden olabilecek bir dizi süreci ortaya çıkarmakta.

Gebeliğin son haftalarında çoklu doğum (3-4) yapan annelerde oğlaklar rumen üzerine baskı yaptığı için rumen hacmi küçülür ve faaliyetleri kısıtlanır.  Kısıtlanan hacme karşın artan besin madde ihtiyacını karşılamak için mutlaka bu tip hayvanlar ultrason kontrolü yapılarak gruplanmalı ve özel rasyon/yem katkı destekleriyle dengelenerek beslenmeli.

Genel olarak bir değerlendirme yapacak olursak, Tragos Çiftliği gibi entansif keçi yetiştiriciliği yapan çiftliklerde çalıştığımız ırkların yüksek süt/döl verimi olması, başarı için bakım ve beslenme konusunda bilgi sahibi olunması ve hassasiyet gösterilmesi gereğini şart koşar.

  • Asidoz:

Süt verimi yüksek keçilerin beslenmesinde kolay sindirilebilir karbonhidrat kaynaklarına fazla yer verilmesi, konsantre yem ve tahıl oranının ani artırılması, ani yem değişikliği; buna karşılık kaba yem oranının eksik kalması rumen sıvısında Ph’yi düşürür.  Bu da rumen florasının doğal dengesini bozarak ortaya çıkan bir beslenme bozukluğu.  Yemleye bağlı bu nedenlerden fermentasyonun aşırı hızlanması, rumen asitliğinin Ph5’ten daha da aşağıya inmesine neden olur.  Asitliğin düşmesi selülozu parçalayan bakterilerin zarar görmesi ve rumen florasının bozulmasıyla sonuçlanır.  Rumende oluşan bu tahribatın giderilip sindirim faaliyetinin normale dönmesi uzun süre alabildiğinde bu dönemde sütte verim kayıpları yaşanır.

Belirtileri iştahsızlık, durgunlaşma, geviş getirmeme, titreme, diş gıcırtısı, su tüketmeme ve ishale bağlı ölüme kadar varan problemler.

DSC_1920

Önlem için ilk yapılacak iş hayvanların önünden yemleri kaldırmaktır.  Yerine hayvanların önüne kuru çayır otu veya saman konmalı. 

Rasyondaki kaba-yoğun yem oranının belirlenmesi, beslemedeki saat düzeni ve yem geçişlerinin planlanarak yapılması hastalığın önüne geçmeye yardımcı olur.

  • Hipokalsemi (Süt Humması, Doğum Felci, Kalsiyum Eksikliği):

Özelikle gebeliğin son dönemi ve laktasyonun başında yüksek süt/döl verimi olan hayvanların kalsiyum ve /veya fosfor ihtiyacının karşılanamaması nedeniyle ortaya çıkan bir hastalık.  Daha çok yaşlı annelerde, titreme ve yatıp kalkamama şeklinde ortaya çıkar.

Oğlak doğumu ve süt üretimini önemli ölçüde etlileyebilir.  Eksikliğin çok ileri düzeyde olmaması halinde kalsiyum preparatları enjeksiyonu ile kısa sürede sonuç alınabilir. Destek olarak D vitamini enjeksiyonu da yararlı olur.

  • Listeriosis:

Yavru atmaya sebep olan, sinirsel belirtilerle ortaya çıkan, insanlara da bulaşabilen bir hastalık. Asıl sebebi Listeria denen mikroorganizma.  Özellikle, bozuk mısır silaj yedirilen sürülerde dikkati çeken bir problem.   Dudakların titremesi, iştahsızlık, yutma zorluğu, sallantılı yürüyüş ile kendini gösteren hastalık genellikle ölümle sonuçlanır. Hastalık erken safhada yakalanırsa antibiyotikle tedavi şansı olabilir. Başka hastalıklarla karışabilir. Teşhis için laboratuvar tahlili şarttır. Tedavi girişimleri çoğunlukla başarılı olmaz. Hastalıktan şüphelenildiği zaman ilk iş olarak silajı hayvanların önlerinden kaldırmak gerekir. Bozuk mısır silajından kaçınmak şart.

DSC_2079
  • Enterotoksemi (Çelerme):

Bu hastalığa karşı aşılanmamış keçilerin ani ölümüyle sonuçlanan bir problem.  Asıl sebebi Klostridyum Perfringens adı verilen mikroorganizma. Fakat besleme ile yakından ilgili. Hastalık kırağılı ot yiyen, ani yem değişikliği yapılan sürülerde ölümle sonuçlandığı için bir besleme hastalığı gibi algılanır. Hâlbuki aşılı hayvanlariçin problem söz konusu değildir. Tedavisi yok.  Tek çare aşılamadır.

 Aşılama yapıldığında dahi sürü içinde tek tük olarak enteretoksemiye bağlı ölümler olabilir.

Keçilerde Diğer Hastalıklar Neler?

Yavru Atmaya Sebep Olan Hastalıklar:

Yavru atmaya sebep olan bakteriyel ve viral hastalıklar klinik olarak birbirine karışır. Mutlaka laboratuvar tahlili istenmeli. Adı geçen hastalıklar aynı zamanda zoonozdur; yani insanlara bulaşabilir.  Bu da karantina dâhil, etkili önlem alınmasını gerektirir.

  • Leptospiroz; Clamidiosis (Klamidya); Camphylobacteriosis
  • Coxiellosis (Q fever); Bruselloz (Brusella); Şap
  • Listeriosis; Pestivirus (Border Disease); Toksoplazma

Brucella Melitensis mikroorganizmasının oluşturduğu Brusellosis ( Bruselloz), için göze uygulanan REV 1 aşısı var.  3 ayın üzerindeki her yaşta keçilere göze damlatılarak uygulanır. Tek doz yeterli.

  • Pasteurellosis (Pastorella):

Sık soluma ve öksürük ile kendini gösteren solunum yolu enfeksiyonudur. Antibiyotiklerle tedavisi mümkün olsa da nüksetme ihtimali var. Aşılama en etkili yöntem.

  • Ayak Çürüğü ( Piyeten):

Tırnakları çürüten, sürüde hızla yayılan, topallığa sebep olan hastalık. Önleyici olarak “kuru ve temiz” barınaklar, tırnakların uygun şekilde kesilmesi, ayak banyoları önerilir. Sürüde görülmesi halinde sürüden temizlenmesi uzun süre alır.  Üstelik antibiyotiklerle tedavi her zaman başarılı olmayabilir. Bu nedenle hastalığı önlemek için barınakların temizliği ve kuruluğu önemsenmeli.

  • Kazeöz, Lenfadenitis, Keçi Pseudotüberkülozu, Çıban, Cırtlak:

Lenf yumrularının apseli yangısı. Apse kalın bir kapsül içerisinde birikir.  Yüksek bulaşıcılık nedeniyle apsenin kendi kendine patlamasına da izin verilmemeli. Apse olgunlaşınca irinin boşaltılması gerekir fakat bu da kalıcı çare olmaz.  Esas çözüm hastaların sağlamlardan ayrılması.  Aşılama uygun bir koruyucu yöntemdir ancak hastalığı kapmış hayvanlarda aşı işe yaramaz.  Aşılamanın her senenin olaklarından başlayarak en az dört yıl sürdürülmesi gerekir.

  • Ektima:

Dudak kenarlarında yara ile ortaya çıkan viral bir hastalık. Çok bulaşıcı. Oğlaklardan annelerinin memelerine bulaşabilir.  Bu açıdan da mekanik besleme anneler için koruyucu olur; süt kayıplarını engeller.  Oğlaklarda yem yemeyi engellediği için açlık sebebiyle ölüm meydana gelebilir.

  • Çiçek Hastalığı:

Göz kapaklarında şişme, burun akıntısı, vücudun tüysüz bölgelerinde kabartılar ile ortaya çıkan viral bir hastalık. Ölümcül olabilir. Hastalar sağlamlardan derhal ayrılmalı. Aşılama dışında çaresi yok.

DSC_1672
  • Şap Hastalığı:

Bulaşıcı, viral etkenli bir hastalık. Ağız, ayak ve memelerde yaralarla ortaya çıkar. Aşılama yapmak gerekir.

  • PPR ( Küçük Ruminantların Vebası), ( Küçük Geviş Getirenlerin Vebası):

Viral etkenli öldürücü bir hastalık. Aşısı var.  Tarım Bakanlığının denetiminde yapılabilir.

  • Keçi Ciğer Ağrısı:

Öksürük, sık soluma, burun akıntısı, yüksek ateş ile kendini gösteren öldürücü bir hastalık. Antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Aşısı var. Fakat bazen keçiler belirti göstermeksizin ölebilirler.

  • Enfeksiyöz Nekrotik Hepatit ( Kara Hastalık, Kara Bohça):

Klostridyumlar ve karaciğer kelebeklerinin birlikte oluşturduğu öldürücü karaciğer yangısı. Aşılama yapılmalı.

DSC_1824
  • Agalaksi ( Süt Kesen):

Meme yangısı oluşturan, ölüme sebep olabilecek bir hastalık. Tedavi denenebilir. Ancak çare aşılama.  Aşılamanın laktasyonun son döneminde, gebeliğin 3. ayını geçmeyecek şekilde denk getirilmesi hayvanların süt verimi açısından kritik.

  • Mastitis:

Memenin enfeksiyonu anlamına gelen mastit keçilerde önemli bir endişe kaynağı.  Agalaksi dışında da çeşitli mikroplar bu meme yangısına neden olabilir. Mastit oluştuktan sonra antibiyotiklerle tedavisinde başarılı olunsa bile genelde memeye zarar verir ve kalıcı süt kaybına neden olabilir.  Bu nedenle mastit oluşmasını önlemek daha etkili bir yol.  Sağım aşamasında hjyen koşullarına uyum,  iyi havalandırılmış barınaklar ve kuru altlıklar mastitin engellenmesinde önemli.

  • Septisemi (İshal):

Yeni doğan yavrularda ani ölümlere sebep olur.  Doğuma 1 ay kala annelerin aşılanması, doğumu takiben antiserum uygulanması engelleyici olur.  Doğumdan hemen sonra izleyen saatlerde  oğlakların ağız sütü aldığından emin olmak gerekir.

İshale Sebep Olan Enfeksiyonlar:
  • Coccidiosis ( Koksidiyoz, Kanlı ishal)

Kanlı ishal ile kendini gösteren bu hastalıkta dışkıları gözlemek önemli.  Hızlı seyredip, kısa sürede büyük hasarlar yaratsa da bu hastalığın tedavisi mümkün.  Özellikle suyla verilen ilaçlar kullanımı düşünülmeli.

  • Salmonellosis:

Öldürücü bir hastalık olan salmonellosis oğlaklarda çok şiddetli, sancılı ve kanlı ishale sebep olur.  Mikrop dışkı ile saçıldığı için hızla yayılır ve küçük oğlaklarda ölümcül olur.  Genellikle nakliye, kalabalık, yem değişikliği, kötü barınak gibi stres faktörlerinin ardından ortaya çıkar.  Diğer ishallerle karışabileceğinden laboratuvar teşhisi gerekir.  Erken müdahale edilirse antibiyotiklerle tedavisi mümkün olan bu durumda sıvı tedavisi ve ishal kesici yardımcı tedaviler de gerekebilir.  Yine en uygun korunma yöntemi “temiz ve kuru”  barınaklardan geçer.

DSC_2088
  • Cryptosporidiosis:

Enfeksiyona bağlı bu durumun tevdisinde uygun ilaç kullanılır. Yine en uygun korunma yöntemi “temiz ve kuru”  barınaklardan geçer çünkü kirli ve nemli ortamlar hastalığın yayılmasını hızlandırır.

  • İç ve Dış Parazitler:

Ağızdan ilaçlar veya enjeksiyon olarak verilen ilaçlarla tedavileri mümkün olan kıl kurtları, şeritler ve karaciğer kelebeklerini iç parazitler olarak sayabiliriz.  Dış parazitler deyince bit, pire, kene, uyuz etkenlerini ve sinekleri düşünmek gerekir.  Sırta dökülen ilaçlar, banyo tarzında uygulanan ilaçlarla engellemek mümkün.

Crea Dreams | Web Tasarım | İnternet Sitesi | Dijital Pazarlama